Dr. Mehmet Akif İnce

Öğretmen / Eğitim Bilimci

‘Türkler neden İngilizce öğrenemiyor?’

‘Biz Türkler İngilizce öğrenemiyoruz’, çok yaygın bir serzeniştir. 2. Sınıftan 12. Sınıfa kadar yaklaşık bin saat İngilizce dersi verildiği düşünüldüğünde bu haklı bir serzeniş gibi görünebilir. Zira bu süre, en azından teoride, C2 yeterlik seviyesine ulaşmak için yeterlidir. Ama okulda aldığı derslerle 12. Sınıfın sonunda B1 İngilizce seviyesine ulaşan fazla öğrenci olduğunu düşünmüyorum. 

Bu başarısızlığın eğitim sisteminin kendisi ile ilgili olan bir çok yönü var: Bin saate varan öğrenme sürecinin yıllara yayılması nedeniyle oluşan öğrenme kayıpları ve sürekli başa sarma; öğretmen yeterliliklerine dair endişeler; materyal kalitesi; sınıf mevcudunun kalabalık olması; konuşma ve yazma becerilerine gereken önemin verilmemesi; sınav odaklı sistemin İngilizceyi ikinci plana itmesi, seviye grupları oluşturulamadığı için daha hızlı ilerleyebilecek öğrenciler yavaşlamak zorunda kalırken yavaş öğrenen öğrencilerin belirli bir seviyeden sonra grubun gerisinde kaldığı için motivasyonunu yitirmesi… Bu meseleler, eğitim sisteminin içinde çözülebilecek niteliktedir ve buralarda yapılacak herhangi bir iyileştirme İngilizce başarısına olumlu yansıyacaktır.

Öte yandan eğitim sisteminin ötesindeki unsurların da İngilizce başarımızda olumsuz rol oynadığını düşünüyorum. Bunlardan birincisi, Türkiye’deki sosyal hayatın gerçekleri karşısında yabancı dil öğrenmenin birçok kişi için lüks olarak kalması; ikincisi, ulusal kültürün kendine yetmesi sebebiyle en azından halkın çoğunluğu için İngilizce’ye çok da ihtiyaç duyulmaması. Birbiriyle yakından ilişkili olan bu iki unsuru dikkate almadan varılan ‘Türkler İngilizce öğrenemiyor’ yargısı resmin tamamını yansıtmamaktadır.

Temel ihtiyaçlar, öncelikler ve İngilizce öğrenmek

Türkiye’de sosyal hayatın içinde İngilizce neredeyse hiç kullanılmadığı için birçok öğrencinin motivasyonu genellikle sınav başarmak üzerinden şekillenir. Her ne kadar öğretmenler, benimsediği yaklaşım ve tekniklerle bu dışsal motivasyonu içe döndürmeye çalışsa da ülkenin bağlamsal şartları İngilizce’yi öğrencilerin kendilerine ait ihtiyaçlarından kaynaklanan güdülerle benimsemesi açısından elverişli değildir.

Uzun ve zahmetli bir süreç olan yabancı dil öğrenmek, hedef dile gerçekten ihtiyaç duyulduğunda başarıyla sonuçlanır. Bunu Kuveyt’teki öğretmenlik görevim esnasında yakinen tecrübe ettim. Kuveyt’teki okulumuzda Türkiyedeki müfredatın ve materyalin aynısı uygulanır ama oradaki Türk öğrencilerin İngilizce seviyesi Türkiyedeki akranlarına göre çok daha iyidir çünkü hem günlük hayatın içinde İngilizce’ye ihtiyaçları vardır hem de farklı dilden bir çok insanla karşılaştıkları için dil farkındalıkları yüksektir. 

Ayrıca bir ülkenin ekonomik zenginliği İngilizcenin ihtiyaç olarak algılanma ihtimalini artırmaktadır. Asya ve Avrupa ülkelerinin dil yeterliliğini gösteren aşağıdaki tablolarda görüldüğü üzere zengin ülkelerin İngilizce seviyelerinin de yüksek olduğu görülmektedir. Bu gayet anlaşılabilir bir durum zira sadece temel ihtiyaçlarına odaklanmak zorunda kalan kişilerin çok özel bir sebebi veya amacı yoksa İngilizcesini mükemmeleştirmeye çalışması beklenemez. 

Ulusal kültürün zenginliği

İngilizce öğrenmemizdeki diğer bir engel ulusal kültürümüzün kendine yetmesidir. Yaptığım seyahatlerde gözlemlediğim kadarıyla bir ülkenin nüfusu ne kadar küçükse vatandaşlarının İngilizce seviyesi o kadar yüksek oluyor. Ben bunu ulusal kültürün kendine yetememesine yoruyorum. Avrupa ülkelerinin İngilizce yeterlilik seviyesini gösteren tabloya dikkat edilirse ‘Çok Yüksek’ ve ‘Yüksek’ kategorisindeki ülkelerin çoğu (Nordik ülkeler, Hollanda, Belçika vb.) küçük nüfuslu ve yerel kültürel üretimleri daha sınırlı olan yerlerdir. Bu ülkelerde insanlar, küresel kültüre (sinema, dizi, müzik, bilim) erişmek için doğal olarak İngilizceye yönelirler. Televizyonlarında filmler dublajsız, altyazılı yayınlanır. Bu da dili hayatın bir parçası yapar.

Kaynak: https://www.ef.com/assetscdn/WIBIwq6RdJvcD9bc8RMd/cefcom-epi-site/reports/2024/ef-epi-2024-english.pdf

Türkiye’nin en sonda gösterildiği bu tabloda bize en yakın olan ülkeler Fransa, İtalya ve Rusya gibi ülkeler. Buralarda üretilen kültürel içeriğin miktarı nüfusu az olan ülkelerle kıyaslanamayacak kadar fazladır. Nitekim bir Fransızın kendi dilinde tüketebileceği kültürel içerik, bir Norveçlinin kendi dilinde ulaşabileceğinden çok fazladır. Benzer şekilde Türkiye’nin kültürel üretimi -niteliği bir yana- kendine yetecek kadar zengindir. Örneğin Türkiye’de üretilen dizi sayısının aşağıdaki tablonun solundaki ülkelerin hepsinde üretilenden fazla olduğunu söylemek abartılı bir tahmin olmaz.  Bir alttaki Asya tablosuna baktığımızda da Çin ve Japonya’nın İngilizce seviyesinin Türkiye’de olduğu gibi düşük olduğu görülür. Bu ülkelerin de kültürel zenginliğin İngilizce öğreniminin önünde bir engel oluşturduğu düşünülebilir.

Sonuç olarak; İngilizcenin sosyal hayatın içinde kullanılıyor olması, ülkenin ekonomik seviyesinin yüksek olması, kültürün kendine yetmemesi, İngilizce öğrenmek için çok güçlü motivasyon kaynaklarıdır. Türkiye bu unsurların üçü açısından da dezavantajlı konumdadır. 

Burada yaptığım değerlendirme, aşırı genelleme içerdiği için istisnaları ve nüansları göz ardı etmektedir. Bir ülkenin sömürge geçmişi, ülkede İngilizce harici bir yabancı dilin etkin olup olmadığı gibi unsurlar da İngilizce seviyesinde etkilidir. Bu unsurları dışarda tutarak ele aldığım sosyal, ekonomik ve kültürel sebepleri dikkate almadan İngilizce yeterliliğimiz üzerinden kendimize haksızlık etmememiz gerekiyor. Bir öğrenci okul dışında İngilizceye maruz kalmıyorsa, ekonomik olarak çok daha temel ihtiyaçları varsa ve yerel kültürü beslenmek için kendine yeterli geliyorsa İngilizce için güçlü bir motivasyona sahip olması beklenemez. 

Son olarak şunu belirtmeliyim ki bütün bunları kendimizi başka ülkelerle kıyaslarken daha dikkatli olmamız gerektiğini vurgulamak için dile getirdim; İngilizce öğrenemeyişimize mazeret olsun diye değil:) İngilizce öğrenmek hala çok değerli ve gerekli. Bağlamsal dezavantajlarımızın farkında olarak ve onlara rağmen eğitim sisteminin, öğretmenlerin ve öğrencilerin yapabileceği hala çok şey var.